Bilmiyordum, öğrendim – 1

Merhaba bu yazı serisinde kendime adet edindiğim her gün bilmediğim yeni şeyler öğreneceğim konusunda başladığım bir çalışmayı yazı yazarak not alıyordum. Sonrasında baktığımda bunların arşivlenmesi var, istediğinde istediğin bilgiyi önüne getirmek için girdiğin bir çaba var. Öğrendiğim şeyi anlık olarak düzenli yazmanın verdiği zahmet var. Bunları yazı dizisi haline getirip bir arşiv oluşturmak istiyorum. Belki sizinde bilmediğiniz şeyleri yazıyor, öğrenmenize vesile olabileceğimi düşündüm. Burada konu bilim, teknoloji, kültürel, tarih her şey olabilir.

1- Dronlarla çiçekler tozlaştırılabilir.

Arı nüfusunun düşmesi, bilim insanlarını çözüm olarak çiçekleri tozlaştırmak için küçük dronları denemeye yöneltti. İçindeki GPS ve yapay zeka teknolojisi kullanarak otonom bir şekilde çalışan dronlar, yapışkan bir madde sürülmüş at kılları içeriyor ve çicekten çiçeğe dolaşarak polen toplayıp döküyor. Sanal tozlaşma adı verilen bu yöntem testlerde oldukça başarılı sonuçlar vermiş. Bu yöntemin doğal tozlaşmanın yerine geçmeyeceği, ancak verimi artırmak için ona yardımcı bir yöntem olabileceği düşünülüyor. Zaten doğal olmasındansa bir makinenin yaptığı işi şimdi tamamen sahiplenemesekte verimli bir düşünce olacaktır.

2-Yakınımızdaki bir yıldızın çevresinde dönen Dünya benzeri bir gezegen var!

Dünya’dan 21 ışık yılı uzakta bir kızıl cüce yıldızın yörüngesinde dönen yeni bir Dünya benzeri gezegen keşfedildi. GJ 625 adı verilen gezegen yıldızın yaşamın var olabileceği bölgesinde bulunuyor ve astrofizikçilere göre bulut yapısı ve dönüşüne bakıldığında ‘potansiyel olarak yaşamı destekleyebilir’ görünüyor. Bilim insanları bir sonraki adımda gezegenin yoğunluğunu, çapını ve atmosfer şartlarını tespit etmeye çalışacak. Ne kadar dini koşulları göz önünde de bulundursak, koskoca evren sadece bu kadardan oluşmadığını düşünmek yanlış olmasa gerek!

3-Alman bilim insanları en büyük sanal güneşi üretti

German Aerospace Center’ın DLR araştırma merkezinde gerçekleştirilen Synlight projesi Güneş’i taklit eden 149 xenon lambadan oluşuyor. Bu sistem sürekli çalışan, güvenilir bir ışık kaynağı olarak kullanılabiliyor. Araştırmacılar Synlight’ı güneş yakıtları hakkındaki araştırmaları hızlandırmak için kullanıyorlar. Var olan doğal enerji kaynaklarının yapayları yapılarak bilgi sahibi olmak insanlığın çok uzun süredir kullandığı bir yöntem.

4- İnsan derisi 3D yazıcıdan basılabilir.

Tıp dünyasında 3D yazıcı teknolojisi ile bir devrim yaşanıyor. Bu alanda öncü, 3D yazıcıdan basılabilen plazma tabanlı insan derisi. Baskı işlemi önce koruyucu bir epidermis tabakası basıyor, ardından altında kalın bir alt deri katmanı basarak insan derisine benzer bir yapı oluşturuyor. Bu teknoloji yara ve yanık tedavisi alanında bir çığır açabilir.

5- Flamingolar enerji tasarrufu yapıyor.

Flamingolar tek ayak üzerinde durduklarında iki ayak üzerinde durduklarından daha az enerji harcıyor. Dengeyi bir kere kurduktan sonra kaslarıyla daha fazla güç harcamıyorlar. Flamingolar bu haldeyken uykuya bile dalabiliyorlar-mış.

6- Pilleri şarj etmeden önce tamamen boşaltmak gerekir efsanesi boş bir bilgiymiş.

Sözde cihazın pil ömrünü uzatan bu pil efsanesi, eskimiş ve yanlış bir bilginin ne kadar uzun süre dayanabileceğinin iyi bir göstergesi. İtiraf edelim ki bazılarımız, ki bende dahil bu ‘faydalı’ püf noktasını başkalarıyla da paylaşmış, arkadaşlarımızın cihazlarının pil ömrüne zarar vermişizdir. Yeni aldığımız telefonun tamamen şarjını bitirip bir gün şarjda bırakma alışkanlığımız da var.

Akıllı telefonlarımızda ve dizüstü bilgisayarlarımızda kullanılanlar da dahil olmak üzere modern pillerin çoğu lityum-iyon pillerdir. Bunlar geleneksel pil teknolojilerine kıyasla daha hızlı şarj olur, daha uzun süre dayanır ve en iyi şekilde şarj olmaları için kısa kısa, şarj oranını ‘ tamamlayan’ şarjlar yeterlidir. Teknoloji uzmanları telefonunuzun pilinin asla sıfıra inmemesini öneriyor. Ayrıca sürekli %100’de olması da doğru değil. Tamamen şarj etmenin pek zararı yok ama telefonu sürekli şarjda tutarak kullanırsanız uzun vadede pil ömrü azalır. En iyisi cihazınızın ‘hızlı şarj’ özelliğinden yararlanmak. Pil düzeyini %40 ve %80 arasında tutmak en yararlısı olarak gözüküyor.

7-Bozuk parayı attığımızda hep %50 yazı hep %50 tura mı gelir?

Kesin bildiğimiz bir şey varsa, yeterince çok sayıda yazı tura atarsak yarısının yazı yarısının tura geleceğidir. Yoksa o da mı yalan? Yazı tura atışları tamamen bağımsız değil. Elbette para, geçen sefer yazı mı tura mı geldiğini bilemez; yani arka arkaya beş kere yazı geldiyse artık tura gelmesi şart değildir. Ancak para fırlatılırken yukarı bakan taraf yere yapışacak tarafı etkiler. Stanford Üniversitesi ve California, Santa Cruz Üniversitesi’nden araştırmacılar, yüksek hızlı kamerayla yazı tura atışlarını izledi. Parayı tura yüzü yukarı bakacak şekilde fırlatırsanız tura gelme ihtimalinin %51 olduğunu buldular. Üstelik bazı insanlarda, parayı nasıl fırlattıklarına bağlı olarak bu ihtimal %60’a kadar çıkabiliyor. Öte yandan, parayı masada döndürürseniz hafif tarafın yukarıda kalma şansı ağır tarafından daha yüksek. Hafif taraf genelde yazı oluyor ama kullanılan paraya göre değişebiliyor. Avantaj farkı çok az olsa da bahse girerken bilmeye değer.

8-Domuzların çok hassas dilleri varmış.

Her bulduğunu yiyen hayvanlar olarak bilinen domuzların aslında çok hassas dilleri vardır ve tat alma duyuları çok gelişmiştir. Hepçil olarak beslenen domuzlar bir şeyi tattığında yenmesi ve yenmemesi gerektiğini hemen anlarlar. Sadece dillerini kullanarak yiyeceğin kötü olduğunu, zehirli olduğu veya tehlikeli olduğunu anlayabilirler. Yemek seçmekte bu kadar başarılı olmak eşsiz bir avantaj elbette. İnsanların dilleriyle 9000-10000 tat alma organları vardır. Bu sayı, domuzlarda 19000 civarındaymış. Bu yönde domuzların dil hassaslığının denenecek yeni ürünler hakkında bilgi almak için kullanılabileceğini düşünüyorum.

9-Siborg(İngilizcesi’cyborg’, Türkçede ‘sayborg’ dendiği de oluyor)

1960 yılında bilim insanları Manfred Clyns ve Nathan S. Kline tarafından dünya dışı ortamlarda hayatta kalabilecek şekilde geliştirilmiş insanları tanımlamak için kullanılmış. Açılımı ‘sibernetik organizma’ olan siborg, biyolojiyle teknolojinin bir birleşimi, mevcut vücuundaki özellikleri değiştirmek veya geliştirmek amacıyla bilgisayarlı veya mekanik protezler içeren bir canlı. Siborglar artık sadece film ve çizgi roman kahramanları değiller, son derece gerçekler.

Siborglar ve Sibernetik hakkında 5 gerçek;

  • Eski bir fikir, insan-makine melezi bir canlı fikri pek de yeni değil. Edgar Allan Poe, 1839’da yazdığı ‘Bitmiş Adam’ öyküsünde kapsamlı protezleri olan bir adamı anlatıyordu.
  • Kurgu karakterler, film ve televizyon tarihinin en popüler karakterlerinden bazıları siborg. Bunların arasında Darth Vader, Robocop, Terminatör ve Cyberman’ler sayılabilir.
  • İlk insan siborg, 1997 yılında Dr. Philip Kennedy tarafından yaratıldı. Kennedy, kilitli kalma sendromundan muzdarip Vietnam gazisi Johnny Ray’in beynine başarıyla bir elektrot yerleştirdi.
  • Cyborg Vakfı, 2010 yılında insanların siborg olmalarına yardımcı olmayı amaçlayan Cyborg Vafı kuruldu. Vakıf siborg olmak isteyen çok sayıda insandan istek alan Moon Ribas ve Neil Harbisson tarafından kuruldu.
  • Amerikan ordusu, askerin beynine yerleştirerek düşmanın konumunu, haritalar ve savaş talimatlarıyla ilgili bilgileri doğrudan askere iletecek bilgisayarlara bağlanabilen bir çip üzerinde çalışıyor.

10-Kısa kısa bilgiler

  • Apple sahip olduğu parayı tüm dünya insanlarına eşit olarak dağıtsa hepimiz 651 dolar alırdık.
  • İnsan beyninde 86 Milyar nöron bulunuyor.
  • Dünyanın ortalama sıcaklığı son yüzyılda 0.8 derece arttı.
  • Bir sonraki mars yer araştırma aracının fırlatılacağı yıl 2020!
  • Periyodik tablodaki 118 elementin sadece 90’ı doğada bulunuyor. Diğerlerini biz yarattık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir