Hakkımda

 

 

Merhaba!

11 Temmuz 1997 günü Erzurum’da Dünya’ya geldim. Benim için bu şehir bir çıkmaz olacakmış. Üniversite yıllarında daha net göreceğiz.

Eğitim hayatıma 75. Yıl Mehmetçik İlköğretim Okulu içerisinde bulunan Anaokulu ile başladım. Aynı okulda Anaokuluyla beraber üç yıl bulundum. 3-4 yaşlarında babamın ilgisi ile kayak ile tanıştım. Çok güzel giden kariyerim, soğuk sebebiyle eklem romatizması olmam ve babamın annemin memleketi olan Mersin’e tayinini istemesiyle son buldu.

Mersin’de Ahmet Hocaoğlu İlkokulu eğitim hayatımın devam edeceği yer oldu. Orada insanların benden daha iyi olduklarını düşünüp, geri kalacağımı sanıyordum. Gider gitmez sınıf arkadaşlarım eğer bir çalışıyorlarsa ben üç çalışmaya kendimi adamıştım. Sınıfta hoca soruyu yazdırırken cevabı verip, sınıfta sevilmeyen tip olduğumu görene kadar bu durum devam etti. Orada bana istersem yapabileceğimi gösteren, matematiği sevdiren Cennet Hocama sevgi ve saygımı belirtmeden geçmek istemiyorum.

Oradan Faris Kokulu İlkokulu, altıncı sınıftan liseye kadar ağırlayan yer oldu. Bu okul benim biraz daha kendimi tanımamı sağlayacak yerdi. Sınıfım tüm nakil öğrencilerin toplandığı bir yerdi. Hocaların ders bitsin de kurtulayım diye düşündüğü, genelde nasihatin ardı arkası kesilmeyen bir sınıftı. O zaman üç sınav ile liseye geçilen bir sistem vardı. İlk iki sınavda hiç oralı olmamıştım. Son sınav geldiğinde, ne yapmak istediğimi, gerçekten nereye gitmek istediğimi sorguladığım ve üç yılın telafisini yapmaya çalışıp, köprüden önce son çıkışta kendimi zar zor kurtardığım bir sene geçirdim.

Salim Yılmaz Anadolu Lisesi, benim liseye adımımı attığım bizden bir sene önce Anadolu Lisesi olmuş ve üç-dörtlerin hala düz lise olduğu kültür karmaşasının içine düşmüştüm. Derslerde Anadolu olduğunu, ders aralarında ise düz lisede olduğumuzu sonuna kadar hissediyorduk. Son sene liselerin puanı kalkıp, geçişlerin yapıldığı sırada son sıradan daha iyi bir lise olduğunu düşündüğüm Hacı Sabancı Anadolu Lisesi benim yeni durağım olmuştu. Ama burasıda son değildi. Sabahları kalkıp uykusuz derse gidip, ders işlemeyip soru çözüp sınava hazırlanmaya çalıştığımız zor zamanlar geçiriyorduk. Son sene özel derse giderek, okula gelip gitmektense daha verimli bir sene geçireceğimi düşünerek, babam hiç istemese de Açık Öğretim Lisesi benim için lise hayatının son durağı oldu. 4 sene Anadolu liselerinin zorluğunu sonuna kadar yaşayıp, son dönem açıktan bitirip diplomamı aldım. Pişman mıyım? Tabi ki hayır, keşke en baştan açıktan başlasaydım.

Lise üçüncü sınıfta ne okuyacağımı düşünürken Müdür Yardımcım Hakan Koz’un desteği üzerine Endüstri Mühendisliği bölümüne yönelmiştim. Artık bu bölüme gitmeyi kafama koymuştum. Hangi okula gideceğim onu seçemiyordum. Son sene yaşadığım bir şansızlık sebebiyle matematik sınavında hiçe yakın bir net çıkarmıştım. Yaptığım fizik netleri ile kendimi son tercihim olan Atatürk Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünde bulmuş idim. Erzurum’a geri dönmek ileri gitmektense biraz daha gerilemek değil miydi? Gitmek istemiyordum, açıklandığında bir sene daha çalışıp çalışamayacağımı çok düşündüm. Ama istediğim bölüm olduğu için kendimi Erzurum’da buldum. Bölümde İngilizce hazırlık yoktu. Kendime kafa hazırlığı koyarak birinci sınıfı 0.36 ortalama ile bitirmiştim.

Birinci sınıfa tekrar başlayıp, notlarımı düzeltmeye çalışıyordum. İkinci sınıf ikinci dönem derslerimin azlığı sebebiyle ve öğrenciliğin verdiği yapmak istediklerin ve para bakiyesi arasında arz-talep dengem hiç birbirini tutmuyordu. Erzurum’da nerede çalışabilirdim ki?

Aklıma banka çağrı merkezi geldi. Başvuru sonucunda bir kaç aylık süreç sonunda QNB Finansbank çatısı altında buldum. Bir kaç ay çalışıp dengeleri düzelttikten sonra devam etmeyi düşünüyordum. (düşündüğüm gibi olmadı tabi) Ama küçüklükten beri babamın tüm banka işleriyle uğraşmaktan bankayla o kadar içli dışlı olmuştum ki. Günlük 9 saatlik çalışma süremin haricinde sosyal hayatıma zaman kalmıyordu. Zaman benim için o kadar değerli hale gelmişti ki, servisle giderken; kitap okumaya, uykumdan sürekli birer birer saat azaltmaya başlamıştım. Hem isteklerimi gerçekleştirebilecek paraya sahip oluyordum hem de zamanın değerini o kadar iyi anlamıştım ki.

Bazen hayatta kötü şeylerinde şans olduğuna inanıyorum. Çünkü yaşadığım kötü şeyler beni tecrübelerin yanı sıra daha iyisine sahip olabilmek için isteklendirir oldu. İnandığım tek bir şey var, hayatta her şeyin bakış açısından ibaret olduğudur. Her gün olan iyi ya da kötü şeylere olması gereken bakış açısıyla bakıyorsan, atlatılmayacak hiç bir zorluk yoktur.

Bir şeyler yazmak istememin sebebi, insan yazmak için her şeyi öğrenmeye çalıştığını gördüğüm içindir. Bir şeyler yazabilmek için araştırma merakı yakaladığımı gördüm. Bunu güzel bir blog ile değerlendirmek istedim.