Kara Kalem

Tek Başına Yalnız

Çalıştığım dönem içinde hem yapmak istediklerim hem de saatlerim çevreme çok uymadığı için ve en çokta biraz kafa dinlemek için yaptıklarımı tek başıma yapmayı tercih ediyordum.

Maalesef biz Türklerin böyle bir kabiliyeti yok, bu yüzden de bizden iyi düşünür pek çıkmıyor. Aptal olduğumuz için mi Estağfurullah. Ama şu var Türk yalnız kalamaz, milletlerimiz de böyle bir huy yoktur. Beraber gezer, beraber ders çalışır, beraber yazı yazar, beraber aylaklıklar ederiz. Türkler sinemaya bile tek gitmez; yalnız kalmayı bilmez, sevmez. Yalnız olmamanın getirdiği garantiye, yani tehlikeden uzak yaşamanın konforuna güvenir. Ama işte bu garanti de yaratıcılığı sakatlar, iş çıkarma kabiliyetini azaltır. Yalnız kalamayan insanın düşünce ve gözleme kabiliyeti yarım oluyor. (KD İO S:4)

Bunu deneyimlerken bir kaç yaşadığım saçma olaydan bahsetmek isterim. Pazartesi günleri Cinemaximum Gold Class indirimi vardı eskiden, dersten kendimi alışveriş merkezine atıp güzel bir film izleyip evime dönüp uyuyup diğer sabah tekrar aynı rutin devam etmeyi diliyordum. Bilet almak için sıraya girdim, sıra bana geldiğinde almak istediğim koltuğu söyledim. (Örneğin C-3) Bilet görevlisi ‘üç ve dört mü?’ diye sorduğunda kafamdan vurulmuşa döndüm. ‘Yani siz izlemek istiyorsanız ısmarlayabilirim ama ben tek kişiyim’ dediğimde görevli ya genellikle çifter çifter alındığı için falan filan derken o üç-beş saniye içerisinde sinemaya neden tek gelinmez sorusunu gözlerimle sormuş, cevabımı almıştım.

Asıl takıldığım bir olay var ki hiç geçemeyeceğim bu konuyu sanırım. Bir hafta sonu rutinim eğer maddi bir engelim yoksa dışarı çıkıp güzel bir kahvaltı edip, ardından bilgisayarım kitaplarımla sınırsız çay ve böyle parça parça yavaş yavaş yemek ziyafetinden çok hoşlanırım. Gittiğim genellikle bir çok mekanın kahvaltıları hep (2+) olarak düzenlenmiş. Tek kişilik kahvaltıları da bir tabağa peynir domates koyup hadi ye kalk gibi bir düzen mevcut çoğu yerde. Ben hem güzel kahvaltı etmek istiyorum hem de tek kişiyim. Tek kişi gelip güzelce kahvaltı edip çalışamaz mı ya da kafasını dinleyemez mi anlayamıyorum.

Ya da sırf ki tek kalmamak için çok da önemli olmayan biriyle kahve içmenin pek anlamı olduğunu sanmıyorum.

Anlatmak istediğim şey çevremiz bizi o kadar tek kalmamaya itiyor ki bu da bizim düşüncemizi, yaratıcılığımızı bizden alıyor.

Yalnız kalmayı bilmek iyidir, önemlidir; Türkiye gibi bir yerde avantajdır. Zira evlilik müessesi bile bizde yalnız kalmamak üzerine kurulmuştur. Halkımız evliliğin gerçek mahiyetini anlamaz. Evlenince, kumrular gibi dip dibe oturmaları gerektiğini zannederler. Öyle şey olur mu? Biraz da birbirinden ayrı duracaksın. Nefes alacak, aldıracaksın. Evlilik sürekli dip dibe duracak, yan yana yürüyecek bir şey değildir. Çok açık ki bunun da artık anlaşılması lazım. Tabii herkesin kendisini, yaşamının onda sekizinde aynı yerde bulması da evlilikle bağdaşmaz.

İlber Ortaylı

Kalabalık ortamları çok sevmem ama sevdiğim insanlarla yaptığım etkinlikleri ben de çok severim. Mesele burada sürekli yalnız kalmak değil de zaman zaman yalnız zaman geçirebilmek, düşünebilmek. Özü düşünmeyi bilmek, kafanı açık tutmak, daha çok da kafayı açık tutabileceğin anları aramak asıl mesele sanırım.

Can yoldaşın olmazsa olmasın

Yalnızım diye hayıflanmayasın,

Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi

Bir anne şefkatine müsavi.

Üç adım ötede deniz

Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.

Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara

Ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgara

Ve kış yaz,

Dalda kuş eksik olmaz

Dağ başında duman

Yalnızlık nedir göreceksin öldüğün zaman.

Cahit Sıtkı Tarancı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir