Kara Kalem

Yaşamaya Dair

Üç ay önce hepimiz 2019 yılını bitirip, 2020’ye dair dileklerimizden bahseden yazılar, videolar, içerikler üretmiştik. Bakıyorum dileklerim içerisinde bir çoğu var ama “Boşuna demiyorlar sağlık her şeyin başıdır diye gerçekten yapacağım her şeyden önemlisi sağlık, umarım hasta olanlar, sağlığını kaybedenler tez zamanda iyileşir ve şifa bulurlar. ” böyle bir dilekte bulunmuşum.

Yıl başlar başlamaz felaketler geldi. Hayatta en çok korktuğum şeylerden birisi olan depremi yaşadık, çığ düşmesi, ormanların yanması, hayvanların hayatını kaybetmesi, uçağın düşmesi, askerlerimizin şehit edilmesi, ülkemizin girdiği adının bir türlü konulamadığı herkese göre değişen ama sonuç olarak askerlerimizi kaybettiğimiz mücadele, ölümler, kalımlar ve son olarak başımıza gelen son olay hastalık, virüs, salgın ne derseniz;

Hastalığa yol açan virüsün ismi Corona. Daha genel kullanımıyla CoronaVirus. Sebep olduğu hastalığın kısa ismiyse COVID-19. İsmin kökeni Corona Virus Disease (Corona Virüsü Hastalığı) kelimelerine, hastalığın keşfedildiği 2019 yılının kısaltmaları. Tıbbi camiadaki tam ismiyse: ‘Severe Acute Respiratory Syndrome Coronavirus 2’. Ya da kısaltmasıyla ‘SARS-CoV-2‘.

Corona ismini görünce bile artık canımız sıkılıyor, biliyorum benimde öyle artık bitmeli diyoruz. Bu Corona hakkında bilgi veren bir yazı olmayacak. Corona hakkında detaylı bir bilgi arıyorsanız, standartların dışına çıkarak anlatım yapılmış M. Serdar Kuzuloğlu’nun blog yazısına göz atabilirsiniz ya da Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) paylaşımlarına göz atabilirsiniz.

Salgınlar hakkında izlenebilecek bir çok içerik var. Bunları izlediğinizde karşınıza çıkan bilgiler içerisinde en çok dikkatimi çeken şey bu salgın, virüsün ortaya çıktığı ilk yerseniz eğer bunu anlamanız, anlayana kadar geçen süre, bunun yaratabileceği tehlikeler ve bu süre içerisinde gerçekleşen yayılımın farkında olmanın pek çok önemi olduğunu görüyoruz. Yani düşünsenize normal bir zamanda yere yığılan biri olsa ya acaba bir virüs falan mı kaptı diye ağzımızı kapatıp, dokunmadan mı yaklaşıyoruz yoksa hemen yardımcı olmaya mı çalışıyoruz?

Ancak şöyle bir şey var, bu virüs belirli nüfus sayısının üzerindeki büyük ülkeler arasında en son gelen ülke olabilme şerefine sahibiz. Uzun süre gelmedi, bu iyi mi kötü mü bunu tarih gösterecek. Ancak ilk değiliz, bu virüsün nasıl yayılım gösterdiği, nelere sebep olduğu, neler yaşandığını çok açık şekilde takip edebilme, görme, ne yazık ki tanık olma şansını yaşadık. Ülkemizde bir vaka olana kadar sanki tüm dünyayı saran, bitiren şeyin bize hiç ulaşmayacağını düşünecek kadar saf yaklaştık olaya, ama geldi bir vaka yapıştı bizi buldu.

Bu vaka sonrası, tamam hallolacak sadece bir derken bugün açıklamalarla 670 pozitif vaka ve 9 ölüm sayısı açıklanan rakamlarımız oldu. Bunu yazdığım tarih itibariyle ( 20 Mart 2020 ) yaşadığım şehrin sokaklarında insanlar hiç bir şey olmamış gibi yaşamına devam edebiliyor. 20 kişi görüyorsunuz, 1’i maske takmış ne kadar doğru olduğu bilinmiyor.

Herkes bir şeyler biliyor ama bize gelmez içgüdüsüyle yaşayabiliyor. Yanında biri bayılsa, kötü olsa, hapşırsa, öksürse yani kısacası kendine geçebilme ihtimalini fiziksel olarak görse hemen kaçarak uzaklaşmak ister. Yani insanlar tehlikenin fiziksel olarak kendine dayandığını görmeden tam anlamıyla tehlikenin farkına varamıyor. Tabi genelleme yapmak çok yanlış, bazı insanlarda haberleri izleyip öleceğiz ruhuna kapılabiliyor.

Her iki yanda çok kötü!

Televizyon izlemeyi pek sevmiyorum ama malum aile evine dönmüş, ortada süs eşyası gibi sürekli açık olan bir şeye arada düşebiliyorsunuz. Röportajlar yapılıyor, bunların kurgu mu gerçek mi olduğuna dair soru işaretlerim olmuyor değil.

Ancak her iki şekilde de anlatılmaya çalışılan şeyin ne olduğu, ne kadar anlamsız olduğunu sorguluyorum. Birilerine soruluyor, yanlış hatırlamıyorsam Elazığ ilinde; “Corona Virüs hakkında ne düşünüyorsunuz” diye; cevap olarak “yok öyle bir şey milleti kandırıyorlar! ” diyebiliyor.

Diğer yandan camilerde cemaat halinde namaz kılmanın çok normal olarak istenmediği bir durumda; Urfa ilinde yapılan Röportaj’da camiden çıkan bir insana soruluyor. ” Allah’ın evinden kaçılmaz, ne olacaksa burada olsun. Umarım burada olur, daha ne isterim! ” diyen bir amcamız çıkıyor.

Televizyonları açıyoruz, biri soğan ye diyor, biri ağzında gargara yap, diğeri kelle paça ye geçer diyor ve bunlar nasıl olmuşsa hepsinin başında bir şeyin profesörü unvanı var.

Anlam verilemeyen bir köşede ise evde kalmaya kesinlikle karşı çıkan, dayanamayan insan modellerini anlamak çok güç. Çoğu zaman kendilerine vakit ayıramayan, işten, güçten, okuldan, zaman alıcı işlerden vakit bulamayan, tatilleri az bulan insanların bu dönemleri çok iyi değerlendirebilmeli.

Evlerinde yapması gerektiği bir çok şeyi yapabilmeli. Benim zaten normal hayatta da keyif aldığım bir şey olan evde daha fazla zaman geçirmenin devlet tarafından yapmam isteniyor.

Kimse için zorunlu bir şeyler yapmak, bir yerlerden çıkmamak hoş değil. Ancak gelişen bu virüsün önüne geçmenin, en azından yayılmasını yavaşlatmanın tek olanağını kimsenin gezme, tozma keyfine bırakamayız.

Olayın incelenecek farklı bir tarafı, bu virüs sebebiyle doğru kararlar alan firmaları tebrik etmek olacaktır. Hem çalışanına, hem markasına, hem de müşterisine değer veren, anlam yükleyen yöneticilerin gereken kararları, gerektiği zaman alarak bu alanda destek olmaları güzel bir hareket olarak görüyorum.

Bu süre zarfında işçilerini maddi, manevi yarı yolda bırakmayan firmalar gerçekten çalışanları tarafından daha sahiplenileceği için bunun karşılığını misli olarak alacağına inanıyorum.

Bu süre zarfında firmaların, reklam güçlerini kullanarak insanları bilgilendirme, kendi firmaları üzerinden kendi planları anlatma çabaları ve insanlara bilgi yaymak için güçlerini sonuna kadar kullanmaları takdire şayan hareketlerden bir diğeri olarak görüyorum.

Bu süreç içerisinde yararlanılabilecek kaynakların paylaşımı bir çok kişi tarafından yapıldı. Ancak böyle toparlanmış halini yapmayı düşünüyordum ki, Fırat Bey çoktan yapmış bize de onu alıntılamak düşer.

KoronaVirüs Döneminde Ücretsiz Ürünler & Eğitimler

Dikkatimi çeken olaylardan bir tanesi; Zhejiang Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki doktorlar COVID-19 hakkında tecrübelerinin ve bilgilerin yer aldığı bir el kitabı paylaştı. Bunun gönüllüler tarafından Türkçe çevirisine de buradan ulaşabilirsiniz.

İki gündür yapılan saat 21.00 itibariyle sağlık çalışanlarını alkışlama olayının aşırı hoşuma gittiğini de belirmeden edemeyeceğim. İnsanların böyle olaylar çevresinde de olsa birlik olabildiğini görmek güzel.

Kimse onlardan her şeyi geride bırakıp, uykusuz, tehlike altında, canları pahasına bir şeyler yapması için orada olmadıkları gibi bunu her gün yapıyor gibi sahiplenen, insanların sağlığı için her şeyi yapan, fedakar sağlık çalışanlarını binlerce kez tebrik ederim.

Yaşadığımız bu kötü zamanları ilerde bak bunları atlattık diyebileceğimiz, en az kayıp, en az kötü olay, en az vaka ile atlatabilmek, insanların birbirini düşündüğü yarınlar elde edebilmek, dünyanın kendi düzeninin bozulmadan sürdürülebilir bir yaşam sürebileceğimiz güzel günler görmek dileğiyle.

Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi meselâ, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani ağır bastığından.
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, yani, beyaz masadan, bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğen son ajans haberlerini Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için, diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. Diyelim ki, hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın, daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız, insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla yani, duvarın ardındaki dışarıyla. Yani, nasıl ve nerede olursak olalım hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak… Bu dünya soğuyacak, yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından, mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, yani bu koskocaman dünyamız. Bu dünya soğuyacak günün birinde, hattâ bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. Şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
“Yaşadım” diyebilmen için…

Nazım Hikmet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir